MÜHÜR-17 / EFFEKT-2
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı BağlantıŞİİR ÇEVİRMEK
Metin FINDIKÇI
Çeviri, tıpkı edebiyatın diğer alanlarda yani, şiirde, öyküde ve romanda olduğu gibi, bir ülke için nasıl gerekli ve olmasalar olmazlarsa, çeviri de bir ülkenin kültürü, edebiyatı ve eğitimi için olmazsa olmaz diye düşünüyorum.
On sekiz yaşımdayken şiire boyun eğdiğimde, yani dilin en çetin ve zor olan yolu şiiri seçtiğimde ilk fark ettiğim şey, Türk şiirine kazandırılmış onca çeviriler arasında Arap şiiri yok denecek denli olmasıydı. Dünyanın her ülkesinden yapılan sayısız çevirinin arasında, güçlü Arap şiirinin az oluşu veya olmayışı beni bir hayli düşündürmüştü. Bana Arapça’yı öğreten Öğretmen: “Arapça’yı neden öğrenmek istiyorsun” sorusuna karşılık “Arap şiirini kendi dilinden okuyup, Türkçe’ye kazandırmak için” dediğimi çok iyi hatırlıyorum.
Peki Türkçe’ye kazandırılmış bir çok ülkenin şiiri arasında neden Arap şiiri yoktu. Baştan kafamızdaki bir ön yargıyı yok etmek gerek; Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra harfin bedeni değişince yani harf devrimi olunca, Türkiye’de asıl o zaman çeviriye ve çeviri kültürüne değer verilip, çeviri aktif hale geldi diye düşünüyorum. Bunun en büyük nedeni ise M. Kemal Atatürk’ün kültüre ve edebiyata verdiği değerden kaynaklanıyor olmasıydı. Oysa Osmanlı döneminde Arapça ile aynı şekil harfleri paylaşmamıza rağmen o dönemde de Arap şiiri Osmanlılarda pek bilinmiyordu. Harfin bedeni değişikliğe uğrayıp, Latin harfi şeklini aldıktan sonra, Türkiye’nin kültür insanı yüzünü ister istemez batıya dönmüş oldu ve batı kültüründe ne olup bittiyse yakından izlendi. Bu kötü bir şey mi? Elbette değil ama bunun tek taraflı olması yani, Türk kültürü ve şiirinin ihraç edilmemesi ve içinde bulunduğumuz coğrafyanın yani, Arap şiirini ihmal etmemiz aynı şekilde Arap şiiri Türk Şiirini ihmal etmesi, tarih açısından bağışlanmaz bir hataydı. Tabi bu hata edebiyatçılardan değil de, siyasetçilerden kaynaklanmaktaydı. Ama sonuçta bu hatanın tuzağına düşen edebiyatçılar oldu.
Evet, bunu inkar etmemek gerek benim gibi nice genç Cumhuriyet insanına göre Arapça Türkçe’ye göre fevkalade zor bir dildir. En baş belası nedeni: Arapça gramerinde, tek, iki, çoğul, ben, sen, o’nun işaretler ve zamir kuralları gibi, erkek için farklı dişi için farklı söyleme biçimleri olduğundan kaynaklanıyor. Örneğin: sen dendiği zaman, Arapça’da erkeğe farklı, dişiye farklı söylenip ve yazılıyor. Türkçe’deki gibi değil; söylemekte yarar var sanırım, imgeyle, aktarılan ses ve anlam; Arapça, batı dillerinkinden farklı bir söyleyişle söylenmektedir. Bu farkın nedeni ise alfabelerin (harflerin) farklı oluşundandır. Yani harflerin biri Latin bir diğeri Arap ebced oluşundan kaynaklanmaktadır. Bu zor bir durumdur.
Şimdi bir an düşünüp elimizi vicdanımıza koyalım: dünya şiirini çeviri sayesinde okuyup öğreniyoruz. Amerika’dan Whıtman, Şili’den Neruda, İspanya’dan Lorca, İngiltere’den Auden, Fransa’dan Aragon, Almanya’dan Brehct, Yunanistan’dan Kavafis, Türkiye’den Nazım, Rusya’dan Mayakoski vs. listeyi alabildiğine uzatabiliriz. Ama Araplardan Cahiliye dönemi şiiri dışında dünya şiirine damgasını vuran, El Marri, El Mütenebbi, Adonis, Kabbani, El Melaike, Derviş’i ve bu listeye daha bir çok şair ekleyebiliriz. Bu şairleri çevirmeyip okumasak yani Türkçe’ye kazandırmamak sizce büyük bir kayıp olmaz mıydı? Tabi ki, büyük bir kayıp olurdu. Üstelik yüz yıllarca iç içe yaşamış bizler, iki yakın kültürden oluşan birer toplumken…
(DEVAMI DERGİMİZDE)
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı BağlantıBARBA ŞİHİR GETİR
Yaşar BEDRİ
(aforizmadan diyalektiğe monologlar)
-1/ Giriş
Zırva ile ‘söz’ün ayırtına erenlere tebessüm ile…
Zor zamandayız. Herkesten, her şeyden, bizatihi edalı sözlerden nefret ederken, ‘güzel, zarif, lâtif, faydalı’ neyin atfıdır bir daha düşündüm.
Şiiri hiç tahammülünüzün olmadığı olur mu?.. Bazen içimiz dışımız şiir koması yaşar hani. Tekrarlanan, tekrarlanacak olan sözlerin çok fazla gereği ve gerekçesi kalmaz, hele bahanesi!..
Kendimize yeni can sıkıntıları ara(n)mak istediğimizde şihirlenmemiz kafi fiil, şihir kafi faildir. Menkıbeler, mitoslar manzumesi olarak algıladığım bu ucube nesne her ne kadar şimdiyi anlatıyor gibi görünse de bu aitsiz şimdiye ait olmadı, hiç kimseye ait olmadı, hiçbir yer’e ait olmadı. Kafakağıdı gececi büfelerden almış aidiyetsiz bir vaka. Bu bile silikon ve karbon vadisinde kurduğu arkaik inşası ile kendini anlatıyor gibi göründü, ama dünyalı olmadı, ne kadar bilinçaltıysa öylesine yaşamsal ihtimalli kurgular yumağı olarak hayal avcısı olarak kaldı. Ama bencil, ama narsist, ama ukala, ama saygısız… Tabelaları kurşunlanmış varoşlarda kendini göstermeden fink attı. Öyleyse derdi neydi şihirin? Cin gibi laflar etmek çok mu erdemli, çok mu vazgeçilmez, çok mu önemliydi? Kim olmaya çalışıyordu şahir, ne olmaya?.. Kimin sözcülüğüne soyunuyordu? Rekabeti kiminleydi? Deliler çokça şahir, çokça erdemlidir bunu bilirim. Hatta yazmadıkları için zan altındadır. Şahir olmak için hadi birazcık delirelim diyenler olacak, varsın delirsin, yeridir…
Söyleye geldim, söyleye giderim; bir milyon şahirin yaşadığı bir ülkede beş yüz tane şihir kitabı satılmıyorsa, kimse kimsenin şihirini okumaya tahammül edemiyorsa, kimse kimseyi iplemiyorsa, bu işte bi acayiplik, bi komplo, bi cehalet vardır mutlaka. Kendisine, kankasına, oğul uşağına, sırtını sıvazlayana methiyeler dizip, nazireler döşeyen, ödeller dağıtan; en küçük eleştiride ise kanlı bıçaklı olup, ana avrat küfreden bir kavimden bahsediyoruz… ‘Abi ya’ diyor geçende bir şahir, ‘az mı meyhane arkadaşlığımız olmuştu, ne şaraplar ısmarlamıştım…. Bu alemde onu kimse bilmez etmez di. Hain ve kalleş çıktı. Köşeyi döndü ve çürük çıktı!..” Ne diyebilirim? Körler sağırlar birbirlerini ağırlaya dursun, bu zevat, bu müsrifler melaike postunu örtünüp bunu hep yapacaklar. Tekkeyi bekleyen günü gelince çorbasını içer ve gider. Dem gelir badem gözlü, sırma saçlı olur da gider. Sonra viran olası hanede ne od, ne ocak, ne da gıyabında bir selâm düşülür hatıratına. Bu hep yapılıyor. Kim ne kadar itiraz ederse etsin biz acayip dünyalı değil miyiz?
Bütün plastik kaygı ve öncelemeyi koy rafa, şihirin tanık olma, müdahil olma,sataşma, muhalefet sorunsalı olmuş mudur? Olmuştur. Ahbap, çavuş, bizim uşak zafiyeti, önceliği olmuş mudur? Olmuştur… Kim kime hesap soruyor peki? Erdemlerin en güzeli şihire muhalefet etmek, şahire deli gömleği giydirmek belki de. Siz dışarıda kaç kişisiniz diye sorulduğunda verile(meye)cek yanıta kafa patlatmaktır…
Yapılan şiir kazılarından; vazgeçilemeyen retorik ve kurulan metinlerarası ilişkilerden, geleneksel geleneğin modern şiirdeki provokasyonundan, geleceğin sözünü inşa etme safsatalarından, geçmişten emişen damarlarını keserek modern olanın kurulamayacağı masalını dinledik.
(DEVAMI DERGİMİZDE)
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı